21 Eylül 2008 Pazar

İnsanlar tıp öğrencisini nasıl anlatıyor ?

İnsanlar tıp öğrencisini nasıl anlatıyor ?
İnsanlar tıp öğrencisini nasıl anlatıyor ?temel besinini kahve ve sigaranın oluşturduğu öğrenci çeşididir.hayatını bir ideal uğruna çürütmekte olan insandır 100 metre ilerden anlaşılan öğrencidir..başka hiçbir öğrenci perde açık etrafına bakmadan,masada sadece çalışacağı kitaplar olan-hiçbir abur cubur olmayan ve duvara dönük 6 saat aralıksız çalışamaz sanıyorum..ister istemez tanık olduğum karşı apartmandan edindiğim görüntülerdi bunlar.hayat karartıcı,hayata uzun süre öğrenci gözüyle bakmak durumunda bırakıldığın belirtisiz isim tamlaması.ama mesleğini sevene göre; en muazzam mesleğe ulaşmak için içinde bulunduğun basamaklardan biri.arkadaşım olsun olmasın, okullarını bitirip iyi kötü uzmanlığı da kazanınca, adlarına sevindiğim öğrenci grubu. işleri zordur hakikaten. altı sene boyunca o kadar bilginin içinden kaybolmadan çıkabilmek büyük başarıdır. belki bir tıp öğrencisi gözünden de biz mühendislerin yaptığı iş zor gözükür ama benim açımdan tıp okumak imkansızlığa eşdeğerdir. idealist olmayınca çekilecek dert değildir herhalde. yine de mezun doktorlar kendileri ile gurur duymalıdır.devam zorunluluğu olmayan üniversitelerde birinci sınıfı rahat geçirebilen bünyelerin olduğu ama zamanla ders çalışmaktan kendine gelemeyen fakültenin insanları.6 yıllık bölümü 6 yılda tamamlayanını görmediğim şahsiyetlermezun olduğu zaman üst üste konulduğunda kendi boyunu geçen bir not birikimine sahip insan güruhu.-nerede okuyorsun? +tıp fakültesinde? -yaa ne güzel.ee ölü falan(kadavra demek istiyor) gördünüz mü? +evet.istersen gel evde de kafatası var.çok meraklıysan... -nerede okuyorsun? +tıp fakültesinde.. -hangi bölüm? +şimdi şöyle oluyor.biz 6 sene sonra bölüm seçiyoruz.6 sene boyunca genel bilgiler alıyoruz.bütün servislerde, bütün bölümlerde staj görüyoruz.daha sonra 6 yıl sonra tus sınavına girip bölümümüzü seçiyoruz.tabi ki puana göre.öyle isteyen istediği yere giremiyor.bir nevi öss gibi* -hangi bölümü seçeceksin o zaman? +ya sabır...dünya üzerinde "allah sabır versin evladım" şeklindeki duaları en çok hakeden öğrenci topluluğu."tıp fakültesi öğrencisi nedir?" diye soracak olursanız, "index'tir efendim" derim, bildiğiniz; basbayağı index. hani şu kitapların en başında veya en sonunda olur da kitabın içinde hangi konu nerede yer alır; onu gösterir... tutup 6 sınıf okursunuz (dikkatinizi çekerim 6 sene demedim. tıp fakültesi 6 sene değil, 6 sınıftır), bu 6 sınıf boyunca girdiğiniz en basit vize dahi öss'ye nannik yapabilecek düzeydedir. her şeyin en ince detayını sorarlar adama. bir hastalığın etkenlerini, ilaçlarını, mekanizmasını* falanını filanını öğrenirsiniz; o tamam. ama bu hastalığı yapan nalet mikrobu öldüren antibiyotiğin bu işlemi hangi enzimi inhibe* ederek yaptığını bile öğrenmek zorunda bırakılırsınız ve öğrendiğinizle değil, sınavda sorulup yapamadığınızla kalırsınız. hadi diyelim bu 6 sınıfı iyi kötü atlattınız. öyle değil işte, kurtulamıyorsunuz. o vizelerde dahi sorulmamış bin bir türlü ince detay bu sefer tus adı altında karşınıza çıkacaktır. "bana ne ulan" deyip geçemezsiniz de, çünkü ne yazık ki ülkemizde "doktor musun?" şeklinde değil, "uzmanlığın ne?" şeklinde sorularla muhatapsınızdır. hadi onu geçtik, yine ülkemizde aile hekimi iseniz ne yazık ki kıt kanaat geçinmek zorundasınızdır, bir ömür boyu okumanın karşılığı olarak. (konumuzdan çıktık biraz, toparlıyorum) 6 sınıf biter de "doktor" ünvanını elde edersiniz ya, işte o anda kelimelerin tam manasıyla "sudan çıkmış balık"sınızdır. aşırı yükleme* yapılmış beynin "ulan şimdi sçtık" demekten başka şansı yoktur ve tek seçeneğiniz pratik yaparak öğrenmektir bu mesleği çünkü hastalar karşınızda iken kitapta durdukları gibi durmazlar. bir hasta gelir karşınıza, "doktor bey ağrı şuramdan kalkıyo, burama vuruyo, oramdan indiriyo" diye anlatır meramını, mal mal bakarsınız kadıncağızın suratına. bir şekilde ona derman olursunuz*** ama bilirsiniz ki o hastalık gerçekten de anlatıldığı gibi değildir yaşanırken. hemen kaynağa başvurma ihtiyacı hissedersiniz ve açarsınız tuğla*lardan birini önünüze, çat diye buluverirsiniz aradığınız hastalığı da, dermanını da. o hastalığın hangi kitabın kaçıncı sayfasında bulunduğunu "çat" diye bulabilmeniz de.... işte o "tıp fakültesi"nin getirisidir; koskocaman bir getiri. yürüyen bir tıp index'i. ama öyle böyle bir index değil, full versiyon..eczacılık fakültesinde aldığım ortak derslerle dertlerini bir nebze olsun anladığım öğrencilerdir. yannız ben aldığım anatomi dersinden sadece "rektal tuşe" yi hatırlarken, onlar sonraki senelerde görecekleri dersler için büyük ölçüde hatırlamak zorundadırlar. ben sözlü de olmadım anatomiden ama onlar zil çalan bi morgda kemikler arasında koştular. allah sabır versin demekten başka şansımız yok sanırım.cumartesi akşamıdır kampüsten dışarı giden bir öğrenci topluluğu görürsünüz; ama bir dakika o da nedir birisi yurda doğru gidiyor, 'oğlum nereye yanlış yöne gidiyorsun 'diye bağırısınız, bağırdığınızla da kalırsınız. çünkü şahıs bir tıp öğrencisidir ve büyük bir ihtimalle hızlıca yemeğini yiyip dersin başına oturacaktır. derken sene bitmiştir, tüm üniversite bölümleri finallerini bitirmiştir ve öğrenciler evlerine gitmiştir bir grup hariç benim de içlerinde bulunduğum zavallılar grubu oturup ders çalışmaya devam eder, sırf profosör doktor.... profosör doktor.... anonsunu duyabilmek için mi tabiki de hayır. büyük bir kısmının kas gevşeticisi ile ders çalıştığı öğrenci grubudur...uzman olmak için artık 5 yıl okumaları gerektiğini düşününce acıdığım insanlardır.. 6 sene oku yetmezmiş gibi 5 sene de uzmanlık oku.. yazık kardeşim gençliğin baharına..o kadar da acınası olmayan öğrencidir. -evet sınav zamanı saatlerce ders çalışır.(bazen günde oniki saati fln bulur.) - her sene boyunu aşan miktarlarda not bitirir. -öyle zamanlar gelir ki bütün sinir ve sindirim sistemi iflas eder. -özellikle temel bilimlerde öğrendiği her yeni hastalıktan sonra kendinde yeni marazlar bulur.-(kendini aidsli ilan eder,sadece tropikal bölgelerde görülen bir hastalığa yakalandığını düşünür..) -ilk zamanlarda kadavra görmek,canlı canlı çürüyen insan vücutları görmek psikolojisini bozar. -hele de tıp okuyorum dediği zaman karşıdaki adamın acıyan bakışları,tıpçıyı çileden çıkarır. ama; -ufacık bir yarasını iyileştirdiği için doktoruna minnetle bakan hastanın uyandırdığı yüce duygular, -okulun ilk gününden itibaren size doktor hanım diye hitap edilmesi, -başı ağrıyan her aile bireyinin sizden medet umması, -kendi vücudunu en ince ayrıntısına kadar tanıma, -eksiksiz bir şekilde doğmanın ne kadar mucizevi bir şey olduğunu öğrenip,hayata bakış açının değişmesi, -daha humanist,daha gerçekçi olma, -işini bilirsen dört hafta gezip tozup,iki hafta çalışarak sınıf geçme ve bu arada istediğin hiç birşeyden mahrum kalmama gibi avantajları vardır. üstelik oldukça havalı (havası batsın) ve önü sonuna kadar açık bir kariyer sizi beklemektedir.dünya üzerindeki en kutsal mesleklerden birini icra etmek üzere eğitim görmek insanın gururunu okşar. tabi bazen de tek işi darphane gibi para basmak olan,ölüm döşeğindeki parasız hastayı kapıdan kovan meslektaşlarınızı görür ve hem insanlığınızdan,hem de okumakta olduğunuz bölümden utanırsınız. yine de bir işe yarayacağını bilmek,acıları dindirmek üzere eğitilmek süper bir duygudur.''tıp öğrencisi olmak'' tavsiye edilir.

Hiç yorum yok: