26 Eylül 2008 Cuma

KTÜ Tıp Fakültesi’nde bir profun odasını yakmak istediler

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Ertürk'ün Tıp Fakültesi'ndeki çalışma odasının kapısı kimliği belirsiz kişilerce hafta sonu zorlandı ve daha sonra da kundaklandı.
Olay, 21 Eylül Pazar günü sabah saatlerinde meydana geldi. Prof. Dr. İbrahim Özen'in yeniden rektörlüğe seçilmesinden sonra yaptığı görev dağılımında KTÜ Teknokentten Sorumlu Rektör Danışmanlığı görevine getirilen Prof. Dr. Murat Ertürk'ün fakültedeki çalışma odasının kapısının kilit kısmı ve alt kısmının zorlandığı ve daha sonra da dışarıdan yanıcı bir maddeyle yakıldığı belirlendi. Alevleri yükseltebilen parlaması kuvvetli 'Xylene' maddesi, kapının altından odaya bırakılırken zeminin engebeli oluşundan dışarıda yakılan ateş içerideki yanıcı sıvıya ulaşamadan kapıyı yakarak söndü. Jandarma olayla ilgili inceleme başlattı.
Olayı hastane görevlilerinden öğrendiğini belirten Prof. Dr. Ertürk, 15 yıldır Trabzon'da görev yaptığını ve bu süre zarfında kimseyle bir husumeti olmadığını belirterek, "Bırakın Tıp Fakültesi'ni, Trabzon'da dahi düşmanım olmadığını düşünüyordum. Ama demek ki varmış" dedi.
Odaya atılan yabancı maddelerin içeriye ulaşmadan söndüğünü ve bir faciadan dönüldüğünü belirten Ertürk, şöyle konuştu: "Şu an bilimsel bir toplantı için Ankara'da bulunuyorum. Trabzon'da bu olaydan sonra hayati tehlike içerisinde olduğumuzu düşünüyorum. Ailem de çok endişeli. Güvenlik güçlerimiz konuyla ilgili soruşturma başlattı."

http://www.gunebakis.com.tr/haber.php?id=7355&t=KT%C3%9C_T%C4%B1p_Fak%C3%BCltesi%E2%80%99nde_bir_profun_odas%C4%B1n%C4%B1_yakmak_istediler

Sağlık Bakanlığı doktor atama kur'ası ilanı

Sağlık Bakanlığından :

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa, 05/07/2005 tarihli ve 25866 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5371 sayılı Kanun ile eklenen ek maddeler uyarınca, 05/07/2005 (bu tarih dâhil) tarihinden itibaren; yurt içinde veya yurt dışında öğrenimlerini tamamlayarak tabip, uzman tabip ve yan dal uzmanlık eğitimini tamamlayarak uzman tabip unvanını kazanan ve Sağlık Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü resmi internet sitesi http://personel.saglik.gov.tr de ismi ilan edilen personelden; mazeret durumundan atama başvuruları kabul edilenler de dâhil olmak üzere 27 Ekim 2008 Pazartesi günü aşağıdaki temel bilgiler ve takvim çerçevesinde kura yapılacaktır.

A - GENEL BİLGİLER:

1-a) Devlet hizmet yükümlülüğü kapsamındaki adayların atamaları 657 sayılı Kanuna göre yapılacaktır.

b) Devlet hizmeti yükümlülerinin göreve başlamalarından itibaren atandıkları birimde sözleşmeli münhal pozisyon bulunması halinde ilgili İl Sağlık Müdürlüğüne (İl Sınav ve Kura Komisyonu) başvurarak 4924 sayılı Kanuna tabi sözleşmeli personel statüsüne geçişleri yapılabilecektir. Sözleşmeli statüye geçişlerde talep edilenden az pozisyon bulunması halinde, başvuru tarih ve sayısı itibariyle öncelik sırasına göre talepler değerlendirilecektir.

2 - Devlet hizmeti yükümlülüğünü yapmakta olan personel mazeret ve zorunlu haller dışında başka yere atanamayacaktır.

3 - Ataması yapılan veya göreve başlayan Devlet hizmeti yükümlülerinin atanma şartlarını haiz olmadıklarının sonradan anlaşılması halinde 657 sayılı Kanun veya 4924 sayılı Kanunun ilgili hükümleri uygulanacaktır.

4 - a)4924 sayılı Kanunun 7 nci maddesi hükmünce sonradan sözleşmeli statüye geçen adaylar, iki ay önceden yazılı ihbarda bulunmak şartıyla sözleşmelerini tek taraflı olarak feshedebilirler.

b) Sözleşmeli sağlık personeli olarak Devlet hizmeti yükümlülüklerini yerine getiren personelden sözleşmesi feshedilenler yükümlülüklerinin geri kalan kısmını Devlet memuru olarak tamamlarlar.

c) Devlet memuru olarak çalışmaktayken 4924 sayılı Kanun çerçevesinde sözleşmeli personel statüsüne geçenler, sözleşmelerinin bitiminde istekleri halinde 657 sayılı Kanunun ilgili hükümlerine göre (Devlet hizmet yükümlülüğü süresini bitirdikten sonra) çalıştığı il emrindeki Bakanlığa ait boş Devlet memurluğu kadrolarına atanabilirler. Ancak, durumlarına uygun kadronun bulunmaması ve ilgilinin talebi halinde Bakanlığa ait boş Devlet memurluğu kadrolarına naklen atanırlar.

5 - Devlet hizmet yükümlülüğü kapsamındaki personel, bu görevlerini tamamlamadan ayrılmaları halinde mesleklerini icra edemezler ancak; Devlet hizmeti yükümlüsü olarak çalışanlara; talepleri halinde, bu süre içerisinde mesleklerini serbest icra edebilmelerini teminen “Devlet Hizmeti Yükümlüsü” şerhi düşülmek kaydıyla belge verilebilecektir.

6 - Devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamlayanlar talepleri halinde sürelerle ilgili sınırlamalara tabi olmaksızın ilgili mevzuata göre kurum içi veya kurumlar arası naklen veya açıktan atamaya hak kazanırlar.

7 - Devlet hizmeti yükümlüsü olarak yerleştirilen veya göreve başlayanlar, mevzuatta belirlenen haller ve mazeretler haricinde, yükümlülükleri bitmeden aynı ünvanda/branşta başka kuralara katılamazlar.

8 - 4924 sayılı Kanuna göre sözleşmeli olarak Devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamlayanların nakil talepleri anılan Kanun ve buna dayalı çıkmış olan mevzuat çerçevesinde değerlendirilecektir.

9 - 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tâbi olarak Devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamlayanların nakil talepleri, Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde hizmet puanları esas alınarak gerçekleştirilecektir.

10 - 3359 sayılı Kanunun Ek 6. maddesinde yer alan zorunlu haller nedeniyle yapılacak nakiller, Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil Yönetmeliğinin 21, 24 ve 28. maddelerinde belirtilen esas ve usullere göre yürütülecektir.

11 - Bakanlıkça tescil edilmiş olan diploma, tıpta uzmanlık belgesi ve yandal uzmanlık belgeleri, yükümlülere Devlet hizmeti yükümlülüklerinin yerine getirilmesinden sonra teslim edilecektir.

12 - a) Devlet hizmeti yükümlülüğü süresinin hesabında fiilen çalışma esas olup, hafta sonu ve resmi tatil günleri fiili çalışmadan sayılacak; yıllık, mazeret ve hastalık izinli geçirilen günler ise yükümlülük süresine ilave edilecektir.

b) Belge ile ispatı mümkün zorunlu sebepler olmaksızın süresi içinde göreve başlamayanlar ile başladıktan sonra ayrılanların görev yapmadıkları gün sayısı Devlet hizmeti yükümlülük süresine ilave edilir.

B - MAZERET DURUMU (EŞ VE SAĞLIK) ATAMA KURASINA BAŞVURU VE KURA TAKVİMİ

1 - Bu kura için ismi ilan edilen tabip, uzman tabip ve yan dal uzman tabiplerden bir mazerete (eş ve sağlık) istinaden atama talebinde bulunanlar mazeret durumu atama kurasına başvuracaklardır.

2 - Mazeret Durumu Atama Kurasına başvuracak olanlar Personel Bilgi Sistemi (PBS) üzerinden 22 nci Dönem Devlet Hizmeti Yükümlülüğü mazeret atama kurası formunu doldurup çıktısını alarak mazeretlerini belirtir belgeler ile birlikte (*),

“Sağlık Bakanlığı

Personel Genel Müdürlüğü

Doktor Atama ve Sicil Dairesi Başkanlığı

(C Blok 3.Kat)

Mithatpaşa Cad. No:3

Sıhhıye/ANKARA”

adresine en geç 07 Ekim 2008 Salı günü saat 18:00’da Sağlık Bakanlığı Genel Evrak Şubesinde olacak şekilde APS veya özel kargo ile göndereceklerdir. Elden evrak teslim alınmayacaktır. APS veya özel kargo şirketi ile gönderilen belgelerin Sağlık Bakanlığına vaktinde ulaşmaması halinde sorumluluk Sağlık Bakanlığına ait değildir.

3 - Mazeret Durumu (Eş ve Sağlık) Atama Kurasına başvuru yapacak olan adayların mazeretleri ile ilgili belgelerini eksiksiz olarak göndermeleri gerekmekte olup eksik evrakı olanlar genel kuraya dahil edileceklerdir.

4 - Eş ve sağlık durumu mazeretlerini belirterek müracaatta bulunanlardan mazereti uygun görülenlerin isimleri ile bu atamalar için münhal yerler listesi 17 Ekim 2008 Cuma günü http://personel.saglik.gov.tr internet adresinde ilan edilecektir. Başvurular 17 Ekim 2008 Cuma günü başlayıp 20 Ekim 2008 Pazartesi günü saat 23:59’da sona erecektir.

5 - Mazeret Durumu (Eş ve Sağlık) Atama Kurasına başvuranlardan mazereti kabul edilen adaylar;http://www.yenipbs.saglik.gov.tr/ internet adresi üzerinden söz konusu atamalar için ilan edilen münhal yerlerden en fazla 5 (beş) tercih, 5 (beş) münhal yerin bulunmaması durumunda ise en fazla ilan edilen yer sayısı kadar tercih yapabileceklerdir.

6 - Sağlık Bakanlığı veya üniversite hastanelerinde halen çalışanlar başvuru formunu notere veya çalıştıkları kuruma diğer adaylar ise notere onaylatacaklardır. Onaylatılan başvuru formu ile birlikte Cumhuriyet Savcılığından alınacak olan adli sicil kayıt belgesi ve askerlik durum belgesini,

“Sağlık Bakanlığı

Personel Genel Müdürlüğü

Bilgi İşlem ve İstatistik Dairesi Başkanlığı

Kura ve Toplu İşlemler Şubesi

Mithatpaşa Cad. No:3

Sıhhıye/ANKARA”

adresine en geç 22 Ekim 2008 Çarşamba günü saat 18:00’da Sağlık Bakanlığı Genel Evrak Şubesinde olacak şekilde APS veya özel kargo şirketi ile göndermeleri gerekmektedir. Elden evrak teslim alınmayacaktır. APS veya özel kargo şirketi ile gönderilen belgelerin Sağlık Bakanlığına vaktinde ulaşmaması halinde sorumluluk Sağlık Bakanlığına ait değildir.

7 - Atamaya esas teşkil edecek diğer belgeler ise yükümlülerce göreve başladıkları tarihten itibaren en geç bir hafta içerisinde çalıştıkları birim amirine verilecektir.(**)

8 - Onaylı başvuru formu ile PBS kayıtlarındaki tercihler arasında farklılık bulunduğu takdirde adayın tercihleri geçersiz sayılacaktır. Bu kişiler ile tercih bildirmeyenler, hatalı form gönderen ve tercihlerine yerleştirilmeyenler söz konusu mazeret durumu atamaları için ilan edilen yerlerden boş kalan yerlere genel kura ile yerleştirileceklerdir.

9 - Kura yerlerine yerleştirmeler, http://personel.saglik.gov.tr internet adresinde açıklanacak olan yer ve saatte 27 Ekim 2008 Pazartesi günü noter tarafından yapılacak olan kura ile tespit edilecektir.

C - MAZERET DURUMU ATAMA TALEBİ OLMAYANLAR İLE MAZERET DURUMU ATAMA BAŞVURUSU UYGUN GÖRÜLMEYENLER İÇİN BAŞVURU VE KURA TAKVİMİ

1 - Bu kuraya; daha önce bu kura için ismi ilan edilen tabip, uzman tabip ve yan dal uzman tabiplerden mazeret durumu atama başvurusu bulunmayanlar ile mazeret durumu atama talebi kabul edilmeyenler başvuracaklardır.

2 - Kura başvuruları http://www.yenipbs.saglik.gov.tr (Personel Bilgi Sistemi) internet adresine yapılacak olup 17 Ekim 2008 Cuma günü başlayıp 20 Ekim 2008 Pazartesi günü saat 23:59’da sona erecektir.

3 - Adayların http://www.yenipbs.saglik.gov.tr internet adresinden başvurularını yaptıktan sonra başvuru formunun çıktısını imzalayarak Sağlık Bakanlığı ve üniversite hastanelerinde halen çalışanlar notere veya çalıştıkları kuruma diğer adaylar ise notere onaylatacaklardır. Onaylı başvuru formu ile birlikte Cumhuriyet Savcılığından alınacak olan adli sicil kayıt belgesi ve askerlik durum belgesini,

“Sağlık Bakanlığı

Personel Genel Müdürlüğü

Bilgi İşlem ve İstatistik Dairesi Başkanlığı

Kura ve Toplu İşlemler Şubesi

Mithatpaşa Cad. No:3

Sıhhıye/ANKARA”

adresine en geç 22 Ekim 2008 Çarşamba günü saat 18:00’da Sağlık Bakanlığı Genel Evrak Şubesinde olacak şekilde APS veya özel kargo şirketi ile göndermeleri gerekmektedir. Elden evrak teslim alınmayacaktır. APS veya özel kargo şirketi ile gönderilen belgelerin Sağlık Bakanlığına vaktinde ulaşmaması halinde sorumluluk Sağlık Bakanlığına ait değildir.

4 - Atamaya esas teşkil edecek diğer belgeler ise yükümlülerce göreve başladıkları tarihten itibaren en geç bir hafta içerisinde çalıştıkları birim amirine verilecektir.(**)

5 - Onaylı başvuru formu ile PBS kayıtlarındaki tercihler arasında farklılık bulunduğu takdirde adayın tercihleri geçersiz sayılacaktır. Bu kişiler ile kuraya başvurmayan veya hatalı form gönderen adaylar genel kuruya dâhil edilecektir.

6 - Kura yerlerine yerleştirmeler, http://personel.saglik.gov.tr internet adresinde açıklanacak olan yer ve saatte 27 Ekim 2008 Pazartesi günü noter tarafından yapılacak olan kura ile tespit edilecektir.

7 - Tercihlerine yerleştirilmeyenler genel kuraya dâhil edileceklerdir.

8 - Atama kararları tamamlandıktan sonra tebligat yerine geçecek ilan http://personel.saglik.gov.tr internet sayfasında yayınlanır. İlgililerin atamaları ve atama tebligatları ilan tarihinden itibaren yapılmış olur. Yükümlülerin göreve başlamalarında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 62 ve 63 madde hükümleri dikkate alınır.

(*) Mazeret Durumu (Eş ve Sağlık) Atama Kurasına Başvuruda Gönderilecek Belgeler:

A - Eş Durumu Mazereti Nedeniyle Atanma Talebinde Bulunanlar,

1 - Eşinin çalışmakta olduğu kurumdan alınacak (istihdam şekli, unvan, hizmet süresi, statüsü, kazanılmış hak aylığı derece ve kademesi ile eğitim durumunu gösterir) resmi başlıklı tarih ve sayılı görev yeri belgesi.

2 - Evli olduğunu gösterir belge (vukuatlı nüfus kayıt örneği veya noter onaylı evlenme cüzdanı örneği).

3 - Eşi Başasistan ve asistan olanların eşlerinin eğitime başlama ve bitiş tarihi ile kalan eğitim sürelerini gösterir fakülte sekreteri veya ilgili başhekimlik imzalı belge.

B - Sağlık Mazereti Nedeniyle Atama Talebinde Bulunanlar;

1 - Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim araştırma hastanelerinin birinden son 6 ay içinde alınmış sağlık raporu,

2 - Alınan rapor adayın kanunen bakmakla yükümlü olduğu kişiye ait ise bu kişiye (raporun ait olduğu kişi) ait vukuatlı nüfus kayıt örneği ve ikametgâh belgesi.

(**) Atamaya Esas Teşkil Edecek Belgeler:

6 Adet Vesikalık Fotoğraf

İkametgâh İlmühaberi

Nüfus Cüzdan Örneği

Adli Sicil Kayıt Belgesi (Başvuru sırasında verilecek)

Askerlik Durum Belgesi (Erkek adaylar başvuru sırasında vereceklerdir.)

Sağlık Raporu (657 sayılı Kanunun 48 inci maddesi hükmü gereği Doktorluk yapabileceğine dair Tek Hekimden alınan Sağlık Raporu)

Lütfen Dikkat!...

1 - Uzmanlık Eğitimlerini Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastanelerinde veya üniversite hastanelerinde Bakanlık kadrosu ile tamamlayanlar atamaya esas teşkil edecek belge göndermeyeceklerdir.

2 - Uzmanlık eğitimini üniversite hastanelerinde tamamlayanlardan; kura başvuru tarihi itibariyle üniversiteleri ile ilişiği kesilenlerin, ilişiklerinin kesildiğine dair belgeyi başvuru formu ile birlikte göndermeleri gerekmektedir.

Tıp dünyası bu adamın yüzünü tartışıyor: Yüzünün yarısının gelişi daha 3 yaşındayken durdu

Çinli gencin yüzünün yarısının gelişmesi 3 yaşındayken durdu. Şimdi 22 yaşında ve tıpta bir ilk oldu.

Çin'in Sichuan bölgesinde yaşayan 22 yaşındaki Yang, dünyada pek de rastlanmayan bir rahatsızlıkla mücadele ediyor.

Henüz 3 yaşındayken yüzünün yarısının gelişmesi durdu. Yüzünün yarısı zamanla tuhaf bir görüntü aldı ve gözünü de kaybetti. Ama bir türlü tedavi olamadı.

Şimdi 22 yaşında olan Yang, normal bir insan olarak yaşamak istiyor. Bu nedenle sonunda, uzman doktorlara başvurmak için başkent Pekin'in yolunu tuttu ve tam aradığını buldu. Estetik ve rekonstrüktif cerrahi konusunda iyi tanınan Dr. Wang Peisen, genç adama yardım elini uzattı.

Dr. Wang, genç hastasına yapacağı en az 7 ameliyattan ilkini gerçekleştirdi. Başarıyla tamamlanan ameliyattan sonra Dr. Wasng "Bu dünyada ender rastlanır bir durum. Nedenini bile bilemiyoruz. Sadece tahminlerimiz var. Ama yüzünün yarısını nasıl normal hale getirebileceğimizi biliyoruz. Bu zorlu bir süreç. En az 7 ameliyat gerekli. Yang'ın durumu dünyada bir ilk" dedi.




Kaynak : http://www.nethaber.com/Dunya/75476/Tip-dunyasi-bu-adamin-yuzunu-tartisiyor-Yuzunun

24 Eylül 2008 Çarşamba

Placebo etkisi nedir ?

Placebo etkisi nedir ?

Plasebo farmakolojik olarak etkisiz, fakat telkine dayalı ve plasebo etkisi olarak da bilinen tedavi etkisini ortaya çıkaran bir tür ilaçtır. Vücuda ağız, burun veya enjeksiyon yolu ile verilebilir.

Aslında plasebonun fiziksel anlamda tedaviye yönelik bir gücü yoktur. Sahip olduğu tedavi gücünü tamamen hastanın verilen ilacın "işe yarayacak" ilaç olduğunu düşünmesinden alır. Plasebo tıbbın bilimsel olarak açıklayamadığı bir yöne "insanların istemeleri halinde kendi kendilerini iyileştirme gücü"ne yöneliktir.

Tıbbi olarak kurtulma olasılığı zayıf görülen bir çok hasta, basitçe ölüm istatistiklerine girmekten bu güç sayesinde kurtulmuş, tıbbın çözüm bulamadığı kanserin tedavisinde çoğunlukla, yüksek moral ve iyileşme azmi olmuştur.

İşte plasebo yeterince azmi olmayan fakat tıbben tedavisi de bulunmayan hastalıkların "bu ilaç sana çok iyi gelecek ama senin de çabalaman lazım" sözleri ile pazarlanan çaresidir.

Bazı zamanlar ise hiçbir hastalığı bulunmayan ama doktor kapıları aşındıran "Hastalık Hastalarının" tek reçeteli ilacıdır.

Plasebo gayrı resmi yazışma dilinde ve halk arasında yararlı tıbbi içeriği bulunmadığını ifade etmek için bazen "şeker hapı" olarak da adlandırılır.


Kaynak : http://www.doktortr.net/forum/index.php?topic=4788.0

Normal doğum yaptıran doktor, daha fazla maaş alacak

Normal doğum yaptıran doktor, daha fazla maaş alacak


Sağlık Bakanlığı, sezaryenle yapılan doğumları azaltmak için harekete geçti. Tıbbî zorunluluk olmamasına rağmen sezaryenle yapılan doğum sayılarının Avrupa ülkelerini ikiye katlaması üzerine doktora ödenen performans maaşlarında değişiklik yapıldı.

Doktorların olur olmaz hallerde sezaryen istemesini engellemek amacıyla sezaryen ücretleri aşağıya çekildi. Normal doğum yaptıran hekime verilen performans maaşı ise yükseltildi. Hastanelere ödenen doğum paket fiyatlarında da normal doğum lehine bir düzenlemeye gitme kararı alındı. Buna göre sigortalı bir anne adayının sezaryen masrafı için hastaneye 742 YTL ödeyen devlet, bu rakamı aşağıya çekecek. Normal doğuma verilen 277 YTL ise artırılacak. Yeni düzenlemeye göre normal doğum yaptıran doktora 180 puan verilirken, sezaryene 157 puan verilecek. Bu da hekim maaşlarında normal doğum yaptıranların yüzde 50 daha fazla para almasını sağlayacak. Hekimler ister istemez tıbbî zorunluluk dışında sezaryen yerine anne ve bebek için daha sağlıklı olan normal doğumu tercih edecek.

Türkiye'de geçen yıl dünyaya gelen 1 milyon 300 bin bebekten 500 bininin sezaryenle doğması, bakanlığı daha etkili önlemler almaya itti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, kabul edilebilir sezaryen oranları yüzde 5-15 arasındayken, Türkiye'de doğumların yüzde 41'i sezaryenle oluyor. Bu oran 4 yıl önce yüzde 21,2'lerdeydi. Bu hızlı artışta anne adaylarının sancısız olduğu için sezaryeni seçmesinin yanı sıra kamu ve özel hastanelerin, kolay ve ücreti yüksek olduğu için doğumların büyük bölümünü sezaryenle yaptırmasının payı var. Bakanlık, bu tablonun tersine dönmesi için ücret zorlamasıyla normal doğumu teşvik edecek. Antalya'da 9-13 Nisan arasında düzenlenen '2. Ulusal Sağlık Kurultayı'nda da masaya yatırılan 'sezaryene devlet kontrolü', Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın talimatıyla Sosyal Güvenlik Kurumu'na taşındı. Yeni düzenlemeye göre normal doğum yaptıran hekim yüzde 50 daha fazla para alacak ve hastanelere ödenen normal doğum parası artırılacak.

Sezaryen 'moda' haline geldi

Her yıl 26 bin doğumun yaşandığı Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Leyla Mollamahmutoğlu, sezaryenin adeta 'moda' haline geldiğini söylüyor. Bakanlığın düzenlemesinin sezaryen sayısını azaltacağını belirten Mollamahmutoğlu, düşük ücret uygulamasının ilk doğumları kapsamasının doğru olacağını bildiriyor. Sezaryenin anne vücudu için büyük riskler taşıdığını ve normal doğumun yerini tutamayacağını vurgulayan Mollamahmutoğlu, zorunluluklar dışında ameliyatın tercih edilmemesini öneriyor. Bütün azaltma çabalarına rağmen geçen yıl hastanesinde yaşanan 26 bin doğumun yüzde 41'inin sezaryenle olduğunu kaydeden Mollamahmutoğlu, anne adaylarına şu uyarıyı yapıyor: "Sezaryende anneye verilen anestezinin ciddi sıkıntıları var. Ameliyat olduğu için hastanın kanaması oluyor. Kesilen yerde enfeksiyon riskleri yaşanıyor. Annenin ayağa kalkması normal doğuma göre daha geç oluyor ve bebeği emzirmesi gecikiyor."

Özel Sema Hastanesi Medikal Direktörü Hamdi Tutkun ise hastanelerindeki doğumların yüzde 60'ının normal, yüzde 40'ının ise sezaryenle yapıldığını belirtiyor. Sezaryen oranlarını düşürmek için birim oluşturduklarını anlatan Tutkun, "Yine de anne adayları sancı gelince hemen sezaryeni tercih ediyor." diyor.

Sezaryen, şehirlerde tercih ediliyor

Türkiye'de en fazla doğum, nüfusun yoğun olduğu İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa'da yaşanıyor. Bu illerdeki büyük hastanelerden alınan rakamlar sezaryenin normal doğuma göre daha fazla tercih edildiğini gösteriyor. Bursa Zübeyde Hanım Doğumevi'nde bu yılın ilk 3 ayında yapılan doğumların bin 521'i sezaryenle olurken, bin 106 bebek normal doğum yöntemiyle gözlerini dünyaya açtı. Ankara'nın büyük kadın doğum hastanelerinden Etlik Doğum Hastanesi'nde de 2 bin 351 doğum, normal yollardan gerçekleştirilirken, bin 229 bebek ise sezaryenle doğdu. Sezaryen doğumun bölgelere göre oransal dağılımı ise şöyle: Batı Marmara 39,7. Batı Anadolu 30,7. Güney Anadolu 20,7. Orta Anadolu 20,9. Kuzey Anadolu 31,1. Doğu Anadolu 8,7. G.doğu Anadolu 9,0

Zaman - 21 nisan 2008

1 Hazirandan itibaren hekimlere, POS cihazı kullanma mecburiyeti

1 Hazirandan itibaren hekimlere, POS cihazı kullanma mecburiyeti

ZONGULDAK (İHA) - Vergi Usul Kanunu Genel tebliğiyle yeni düzenlemelerde Hekimlere pos cihazı kullanma mecburiyeti geliyor.

Zonguldak Vergi Dairesi Başkanı Hüseyin Bayar, serbest meslek faaliyetlerinde bulunan hekimlere 1 Haziran 2008 tarihinde pos cihazı (Kredi Kartı Okuyucuları) kullanma mecburiyeti getirildiğini bildirdi. Diş ve Veteriner Hekimlerinin de dahil edilen uygulamanın 1 Haziran tarihinde başlayacağını belirten Bayar, “05 Ocak 2008 tarih ve 26747 sayılı resmi gazetede yayımlanan 379'nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğiyle yeni düzenlemeler getirilmiştir. Bu çerçevede, serbest meslek faaliyeti icra eden hekimlerin (diş hekimleri ile veteriner hekimler dahil), iş yerlerinde bu tebliğde belirtilen özellikleri haiz kredi kartı okuyucularından (bundan böyle POS -Point of Sale- olarak anılacaktır) bulundurmaları ve kredi kartı ile yapılan ödemelerde bu cihazları kullanmaları zorunluluğu getirilmiştir. Bu cihazlarla düzenlenecek POS fişlerinin, anılan mükelleflerce yürütülen serbest meslek faaliyetlerinde Vergi Usul Kanunu uyarınca düzenlenmiş, ‘serbest meslek makbuzu' olarak kabul edilmesi uygun görülmüştür” dedi.


Ayrıca Bayar, Pos cihazlarının tebliğ tarihinden itibaren bulundurmayanlara cezai işlem uygulanacağını söyledi. Bayar, “Bu Tebliğde belirtilen özellikleri haiz POS cihazlarını iş yerlerinde bulundurmayan veya iş yerinde bulundurmakla beraber tebliğde öngörülen şartları taşımayan cihazları kullandıkları tespit edilenlere, Vergi Usul Kanununa göre ceza kesilecektir. Bu kapsamda bulunan mükelleflerimizin herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmamaları için gerekli tedbirleri almaları menfaatlerine olacaktır” dedi.

Kaynak : http://www.doktortr.net/forum/index.php?topic=20114.0

Dünyanın hastalık haritası

Dünyanın hastalık haritası

ABD'li ve İngiliz uzmanlar son 65 yılın verilerini inceleyerek son yıllarda dünyanın tanıştığı bulaşıcı hastalıkların haritasını çıkardı. Çoğu hastalık insana vahşi yaşam yani hayvanlar üstünden geçmiş.


Uzmanlar, insan ve hayvanların yaşam alanlarını ayıran koruma programlarının, ortaya çıkması olası yeni hastalıkların önüne geçmeye yardımcı olabileceğini söylüyor.
Araştırmacılar, 1940-2004 yıllarında ortaya çıkan 335 hastalığı ve dünyaya dağılımını inceledi ve bilgisayar modelleriyle hastalıkların nüfus yoğunluğu ya da değişimi, yağış oranı ve doğal yaşam çeşitliliği gibi faktörlerle olan ilişkisini araştırdı. Haritada, yeni hastalıkların yüzde 60'ının hayvanlardan geçtiği ayrıca doğal yaşam kaynaklı mikropların neden olduğu hastalıkların oranının da yüzde 71 olduğu görüldü.

Listelenen hastalıklar arasında Malezya'da ortaya çıkan Nipah, Çin'de görülen Sars, kuş gribine yol açan H5N1'le Ebola ve Batı Nil virüsleri var. Raporu hazırlayanlardan Dr. Marc Levy, hayvanlardan kaynaklanan hastalık sayısında ciddi artış olduğuna dikkat çekiyor: "İnsan nüfusu arttıkça doğal yaşam alanlarını daraltıyor, insan ve doğal ortamında yaşayan hayvanlar birbiriyle daha çok etkileşime giriyor, bu da insanın yeni hastalıklarla tanışmasına neden oluyor."

Uzmanlar, problem görmezden gelinmeye devam edilirse, dünya nüfusunun salgın hastalıklar konusunda risk altında olmaya devam edeceğini söylüyor. Bazı patojenlerin, insanlara avlanırken ya da kazayla geçmesi mümkünken, Nipah virüsü örneğinde olduğu gibi kimisi de çiftlik hayvanlarından geçebiliyor.

Haritada hastalıkların en yoğun olduğu noktalar, bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemek için kullanılan küresel fonların pek uğramadığı Güney Asya ve Güneydoğu Asya. Uzmanlardan Peter Daszak, dünya sağlığı konusunda çalışan kişi ve kurumların yanlış yere odaklandığı görüşünde: "Çoğu, hastalıklarla başa çıkabilecek durumdaki daha zengin ülkelere odaklanıyor, oysa sorun gelişmekte olan ülkelerde."

Hürriyet

22. Dönem Zorunlu Hizmet Listeleri Açıklandı

22. Dönem Zorunlu Hizmet Listeleri Açıklandı

"27 Ekim 2008 Pazartesi günü kura yapılacaktır."

Tıkla

Doçentlik sınavı bürokrasisi

Doçentlik sınavı bürokrasisi

Dr. Müh. Hüseyin ÖZDEN


GİRİŞ

YÖK, Üniversitelerarası Kurulun hazırladığı ve Haziran 2001 döneminden geçerli olan yeni doçentlik sınavı yönetmelikleri doçentlik yasasına aykırı düşmektedir, fırsat eşitliğini gözetmemektedir. Yani daha evvel gözlenen bir çok aksaklıkları, daha çelişkili ve katı yönetmeliklerle telafi etme yolunu seçmiştir. Bence yasayı çıkaranlarda kasti bir davranıştan ziyade; yönetmelikler üzerinde pek durulmadan, düşünülmeden ve tartışılmadan, başkalarının düşünceleri dikkate alınmadan hareket edilmiştir, gelişi güzel el kaldırılıp onay verilmiştir..
Bu yeni yönetmeliklerin esas amacı daha evvel gözlenen keyfi uygulamalara son vermek ve fırsat eşitliğini gözetmek ve bunların yanında daha kaliteli öğretim üyelerini teşvik etmekti. Bence bu yönetmeliklerle pek çok genç arkadaş mağdur duruma düşecektir. Bunların sesleri yükselmedikçe, pısırık kaldıkça daha pek çok mağduriyetin altında kalınacaktır. Üniversitelerarası kurulun diğer bazı hataları; - Yönetmeliklerin 2001 Haziran döneminde hiç değilse 6 ay evvel açıklanmalıydı. Başvuru koşulları 19 Haziran da duyurulurken, doçentlik sınavı başvurusu 30 Haziran 2001 sona eriyordu, - hiç değilse eski sınav yönetmelikleri ile sınava başlayanlar bu yönetmeliklerle sınava devam etme hakkı tanınmalıydı, - sınav başvuru tarihi pek çok kez ileriye ertelendi.
(Sivri zekalılar, adı gecen dergılerde yayınların genelde 6 az kadar bır ınceleme süresıne tabi tutulduğundan ve dergilerde yayınlanacak konuların aktüalitesine bakıldıgından habersizler!!! Bir iki sene evvel hazırlanan eski çalışmaların dergilerde yayınlanma sansı hiç denecek kadar yoktur. Ve bazı bilimsel araştırmalardan (sanayi projeleri, firma...) yayın çıkarılması yasak veya kısıtlı, izne bağlı olduğundan da habersizler!!)

Önceki iki yazımda eski ve yeni doçentlik yasasının aksaklıklarını dile getirmiştim. Bugün hala aynı görüşleri taşıyorum! Bir akademik personelin kariyeri, geleceği atanmış 2-3 jüri üyesinin insafına, keyfine ve ruhi sağlığına terk edilmemelidir.[1] Doçentlik sınavları sırasında karşılaşılan haksızlıklar sağda solda anlatılıyor, ilgili mercilere, kamuoyuna duyurmaktan her nedense kaçınılıyor, korkuluyor.( Doçentlik sınavları sırasında yaşanan bazı ilginç olayların burada yayınlanması uygun değildir diye düşünüyorum. Kurumlar kötü, keyfi icraatlarıyla itibarları saygınlıkları azalır, keyfi, hatalı uygulamalara karşın yazılı sözlü tenkitlerle değil! ) Bu süre gelen zihniyet ve bu zihniyetin gelişi güzel çıkartıp uyguladığı yönetmeliklerle üniversitelerimiz çalışamaz, bilim üretemez hale getirmiştir. Son çıkarılan yönetmeliklerle, akademik personel hiç bir araştırma yapmadan, proje yürütmeden ve kongre ve sempozyum gibi toplantılara katılmadan harmanlı yayın çıkarma arayışına girmişlerdir.

FIRSAT EŞITLİĞİNE TERS DÜŞEN BAZI UYGULAMALAR

- Taşra üniversitelerinde daha özverili, idealist çalışanlar, gerek bazı alt yapı eksikliklerinden, maddi sıkıntılardan, gerekse de öğretim üyesi azlığından ders yükümlüklerin fazla olmaktadır. Eski üniversitelerde bulunanlara nazaran doçentlik sınavı için yayın hazırlama, bilimsel çalışmamalar sürdürebilme şansları yok denecek kadar azdır. Türkiye´de pek çok üniversitede, bölümlerinde mastır ve doktora programları bulunmamaktadır. Bu durumda bile bu üniversitelerde görevli genç akademisyenlerin doçentlik sınavı için belli dergilerde yayın çıkarma şansları yok denecek kadar çok azdır.

-Günümüzde bilimsel araştırmalar genelde bir çalışma gurubu altında yürütülmektedir. Buradan pek çok konu lisans, mastır ve doktora öğrencilerine dağıtılmaktadır. Projeler dışarıdan alınma ise sonuçları ve konu ile ilgili
yayın çıkarmanız kısıtlı olmaktadır.

- 2001 Haziran döneminde çıkartılan doçentlik sınavı ile ilgili yeni yönetmeliklerden pek çoğu doçentlik yasası ile bağdaşmamaktadır! Örneğin, özgün yayın tanımı farklı ABD'ları tarafından farlı yorumlanıp uygulanmaktadır. Kimileri SCI , A ve B grubu dergilerdeki yayınları baz alırlarken kimileride hiç dikkate almamaktadırlar. Örneğin bazı ABD ları doçentlik sınavı ve profesörlük için tez hazırlamaktadırlar.

-Mühendislik, teknik dallarında yayın çıkarmak, bilhassa uygulamalı çalışmalar, ancak yurtdışında bulunanlar için bir şanstır. Anadolu üniversitelerinde yokluklarla boğuşan akademik personelin çok az şansı vardır. Bu yeni yasaları hazırlayan ve bu yasalara el kaldıranlar bu benzeri konuları hiç dikkate almamışlar, düşünmemişlerdir.

-Bazı mühendislik dalları için SCI giren dergi sayısı diğer bilim dallarına nazaran çok çok azdır. Hatta İngilizce sözlü SCI dergiler çoğunlukta iken örneğin Almanca sözlü dergi sayısı ya hiç yoktur yada sayıları ikiyi geçmemektedir.

-SCI dergilerinden bazılarının dağıtım sayıları pek azken, üniversitelerdeki kütüphanelerde bile hazır bulunmazken, makalelerinin yayınlandığı Almanca dergilerinin dağıtım sayısı on binleri bulmaktadır. Buna rağmen YÖK´ün değerlendirilmesinde dikkate hiç alınmamaktadır. ( Anabilim dalı başkanının biri, İngilizce sözlü bir dergiyi yanındaki asistanları ile üç sene evvel çıkartıyor ve bu dergi ilk evvel SCI ´nin A gurubuna daha sonra B gurubuna dahil edildi!!! Buna karşın 100 senelik ve on binlerce aylık basımı olan bazı Alman dergileri örneğin Schiffs und Hafen, Schweissen und Schneiden, Praktiker, ... SCI indeksinde yer almıyorlar ve yer almayı da istemiyorlar!!)

- Yurtdışında da bazı teknik yayınevleri dergilerinde bilimsel değeri olmamasına rağmen para ve hatır karşılığında eserler yayınlamaktalar.

- Son yıllarda teknik, bilimsel aylık dergilerde eser yığılmaları olmaktadır. Burada sadece ünlü ve tanıdık çevrelerin, yayınlarına öncelik verildiği gerçeği göz ardı edilmesin.

- Türkiye'de bilimsel, teknik mühendislik çalışmalarının yayınlanacağı dergiler yok denecek kadar az..

Türkiye'de Türkçe sözlü bilimsel yayınlar teşvik edilmelidir. Yurtdışı yayınlarıyla aynı kriter kıstasına tabi tutulmalıdır. Düşünülmesi tartışılması gereken diğer bir kepazelik, yurt dışında yayınlanan bir makale için maximal puanı alıyorsunuz, üstüne de Ankara'dan ve rektörlüklerden belli bir para alıyorsunuz. Aynı makaleyi Türkiye'de yayınladığınızda sadece geri zekalı puanı alıyorsunuz ve alay ediliyorsunuz.

- Burada suiistimaller sınırsız örneğin, yayınlar araştırma görevlerine, Lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine hazırlattırılıyor. Veya yayında hiç bir katkısı olmamasına rağmen isim yazdırılıyor.

- Yada yabancı yayınlardan toplama bilimsellik değeri olmayan yayınlarda doçentlik sınavı için ortaya çıkabiliyor.

- Eski doçentlik yasası, (habilitasyon) bazı olumsuzluklarına rağmen bugünkü doçentlik yasasına kıyasla daha geçerliydi.

SONUÇLAR

*Doktora tezi ve sınavı kişinin bilimsel çalışmaları kendi başına veya bir çalışma gurubu içinde yürütebileceğinin, bilim adamı formasyonunun kanıtıdır. Doçentlik sınavı bu haliyle gereksiz bir külfet, bürokrasi ! Türkiye'de de doktora tezi ve sınavı üniversitelerdeki doçentlik ve profesörlük atamaları için yeterli olmalıdır. İyi yabancı dil bilgisi, bilimsel yayınlar, okul dışında, özel sektörde, sanayide çalışma, iyi bir sicil tercih konuları edilmelidir. Lisans, yüksek lisans ve doktora çalışmaları daha kaliteli, ciddi yapılmalı ve takip edilmelidir. Suiistimaller de çaydırıcı cezalar uygulanmalıdır. Örneğin sunulan tezin, (bilhassa doktora tezlerin) başka çalışmalardan alıntı olduğu anlaşıldığında unvan geri alınmalıdır, meslekten men edilmelidir. Doktora öğrencisi kadar doktora hocası da suiistimallerden sorumlu tutulmalıdır. (Türkiye´de bazı doktora hocaları kendi doktora öğrencilerini üç dört sene kendi özel işleri; ders kitapları, dersleri için çalıştırıyorlar, daha sonra 6 ay içinde de göstermelik bir iki deneyle ve toplama bilgilerle doktora tezi hazırlatıp ve göstermelik bir sınav ile doktor unvanı veriyorlar!)


1. Yürürlükteki doçentlik sınavı fırsat eşitliğine ters düşen ve gereksiz, zaman alıcı, külfetli bir uygulamadır. Bu ve benzeri uygulamalar pek çok ülkeden kalkmıştır. Türkiye'nin AB'ye girme sürecinde de bu uygulamalardan vazgeçmek zorundadır. Örneğin Almanya'da bir adım daha gidilerek üniversitelerini statükocu öğretim üyelerinden tamamen ayıklamak, öğretim üyelerini gençleştirmek için çalışmalar sürdürülüyor, habilitasyon tamamen kaldırılıyor. Bizde ise tam aksi, üniversitelerimizde de beleşçi zihniyet hala hükümran! Bunlar öğrencilere de kötü örnek ve zararlı oluyorlar.

2. Üniversitelerarası Kurulun bazı yeni doçentlik sınavı yönetmelikleri, (Haziran 2001 dönemi) doçentlik yasasına aykırıdırlar. Örneğin, - özgün bilimsel yayın tanımları, - farklı bilim dalları için farklı keyfi uygulamalar, farklı başvuru şartları, ......

3. Akademik personel atamaları için İTÜ' sinin iyi bir değerlendirme tablosu bulunmaktadır. Bu değerlendirme tablosu daha da geliştirilerek bütün üniversiteler için geçerli olacak şekilde uygulanabilir. YÖK denetimi altında adayların bilimsel ve akademik faaliyetleri bu tabloya göre değerlendirilerek en fazla puanı toplayan boş kadrolara atanması daha gerçekçi olur kanaatindeyim. ( Yurtdışında profesörlük gibi akademik kadroları atamalarında bilhassa mühendislik dallarında, yayın çalışmalarından ziyade, yürüttüğü proje çalışmaları, araştırmaları, yayınladığı mesleki kitapları, üniversite dışı, endüstride çalışma kriteri büyük ağırlık taşımaktadır.)

4. Bir akademisyenin kariyeri seçimi, 3-5 kişinin keyfine, ruh sağlığına, insafına bırakılmamalıdır.

EK!

* "Yüksek öğretim kurumlarının esas amacı: Bilgili, yetenekli, kişilikli akademisyenleri topluma kazandırmak ve ülkenin, insanlığın yararına bilimsel çalışmalar sürdürmektir".

*Türkiye'de Üniversiteler eğitim-öğretimi ile özgün uygulamalı bilimsel çalışmalarıyla adil uygulamalarıyla, kuralları ve yönetmelikleri ile de örnek gösterilmesi gereken kurumlar olması gerekiyordur! Bunun içinde sessiz kalınmamalıdır düşüncesindeyim.

*Jüri üyelerine haddinden fazla hak tanınması, aldıkları kararın kesinliği, buna karşılık adayların jüri üyelerinin art niyetleri ve bilgisizlikleri ile sebep oldukları maddi ve manevi zararın karşılanması gibi mahkemeye başvurma, yasal ciddi itiraz etme haklarının olmaması. İdari mahkemeye başvurulduğunda süreli yardımcı doçentliğin iptali söz konusu edilmektedir, ve veya idari soruşturma açılması tehdidi ile karşılaşılmaktadır. (Mağdurlardan biri de benim, Haziran 2001 dönemindeki karara itiraz ederek idare mahkemeye başvurmak istemiştim. Sonunda YÖK´ten hakkımda idari soruşturma açılması için rektörlüğe yazı gönderilmiştir.) Üniversiteler askeri kışla gibi yönetilmemelidir. Üniversitelerde öğretim üyelerine düşünce ve fikirlerini gereğinde üniversite dışında da korkusuzca yayma özgürlüğü tanınmalıdır, pek çok kötü icraatlar ve suiistimaller memur zihniyeti altında örtbas edilmemelidir.

* Bir bilim adamı mesleki, uzmanlık alanları yanında , çevresi ile de ilgi sorunlara, çalışmalara da yer vermesi gerekir diye düşünüyorum, Olup bitenlerden duyarsız kalmamalıdır. Diğer taraftan Mühendislik ve bilim adamlığı formasyonunu alan akademilerin çok yönlü çalışması, faal olması için hiç bir neden yoktur. Ve bu Türkiye'de desteklenmelidir.

* Özgün çalışma; bir iki deneyle beklenilen sonuçların diyagramlar, grafikler üzerine gösterilmesi, ve - veya bilinen bir iki matematiksel denklemi çalışmaya entegre ederken kendisinin nasıl kullanıldığını, nasıl çözüldüğünü bilmeden süsleyerek hazırlamak değildir. Yabancı yayınlardan çalışmasına 180 derece çevirerek kopyalanması veya istatistiksel değerlendirilmesi de özgün çalışma DEĞİLDİR.

* YÖK, personelinin mağduriyetini gidereceğine, bu mesleği seçenleri Türkiye'de çalıştıklarına pişman ediyor! YÖK ve rektörlükler her konuda akademik personeline sahip çıkmalıdır.

* Yurt dışında doçentlik sınavı bürokrasi kepazeliğine nede yardımcı doçent, doçent gibi unvanlara yer yoktur. Yazmışken, diğer bir iki konuya değinmek istiyorum:

-Bazı üniversiteler, sivri zekalılar yurt dışı belli dergilerde çıkan yayın sayılarına bakarak kendilerini diğer üniversitelerden daha üstün oldukları reklamına, saçmalığına bağlamışlardır. Böyle bir değerlendirme gerçeği çok az yansıtmaktadır. (www.dr-huso.com) web-sitemde " Mak. Müh. Eğitim-Öğretiminde Kalite Kriterleri, Değerlendirme Tabloları" başlıklı makalemde Üniversitelerin kıstas değerinin belirlenmesinde yardımcı olan değerlendirme tablolarını görebilirsiniz.

- Bazı üniversiteler ve fakülteler, bölümler bilimsel faaliyetlerindeki kaliteyi artırmak için öğrenci sayılarını kısma arayışına girmişlerdir. Bu da büyük bir yanılgı. Bunlar üniversite kapılarında bekleyen milyonlarca Türk Gençlerini unutmuşa benziyorlar. Bu gençler Türkiye'nin geleceği ve yarınların güvencesidirler. Bunlara yapılacak en iyi yatırım yüksek eğitim ve öğrenim şansını tanımak olmalıdır. Diğer taraftan Üniversitelerin görevlerinden biri olanaklar çerçevesinde, hatta olanaklar zorlanarak daha fazla geççe yüksek öğrenim şansını tanımak olmalıdır.

- Üniversitelerde bilimsel faaliyetlerin reel kalitesi yükseltilmek isteniliyorsa, ilk evvel başta profesörler olmak üzere akademik personel kendi kalitesini her şeyden evvel kendi özverisi, çabaları ile yükseltmesi gerekiyor!

- Yeni doçentlik ve akademik kadro atama yönetmelikleri ile pek çok kişi bilimselliği bırakarak sağdan soldan topladıkları yayınları harmanlayarak yayın çıkarma gayretine girmişlerdir! Yayın çalışmaları dışındaki faaliyetler, (araştırma projeleri, öğretim, idari v.b.) değersiz, boş uğraşlar olarak kabulleniliyor.

- Üniversitelerimizdeki diğer bir çarpıklığa bakın, A gurubundaki yurtdışı yayın başına bazı rektörlükler 1000 dolar para verirken yurtiçi veya yurtdışı kongre, sempozyum katılımları için para bulamıyorlar. Bırakın öğretim üyelerine İnternet bağlantılı doğru dürüst 1000 dolarlık bir bilgisayarı, oturacak bir sandalye bile veremiyorlar. Kütüphanelerine dergi. kitap koyamıyorlar.

- Profesör ve doçentlerin dışındaki akademik personelin maaş iyileştirmesi dışında tutulmaları büyük bir hata, üniversitelere de huzursuzluğu getirmiştir. YÖK' un, devre dışı bırakılan bu personeline de sahip çıkması gerekiyor. Devletin, milletin parasını, malını soyan ve soydurtanlara, batıranlara, sahtekarlara para, çare bulunurken, çalışanların hakkını vermek, yüksek öğretime ve bilimsel araştırmalara yeteri kaynak ayırmak için hiçbir neden olmamalıdır!

- Günümüzde ve yakın gelecekte dünyada olduğu gibi Türkiye´de bilgisayar mühendislerine ve bilgisayar kullanımlı, destekli makina, inşaat, tekstil, malzeme, gıda uçak. gemi v.b. mühendislerine olan ihtiyaç artacaktır. Bu nedenle bilgisayar mühendisliği bölümlerinin ve mevcut bu bölümlere alınan öğrenci kontenjanlarının artırılmasında yarar vardır.

- Mühendislik dallarında okuyan öğrencilerin staj zorunluluğu gözden geçirilmelidir. Öğrencilerin, mühendislerin yurt dışına 6 -12 aylığına staj için de yollanmalarında yarar vardır. İleride Mühendislik dallarında görev alacak profesörlerin üniversite dışında çalışma, üniversite dışı mesleki faaliyetleri, üniversite dışı mesleki deneyimleri ve endüstrie ilişkileri kriterleri daha ağırlıklı olmalıdır. Mühendislik bilimlerinde gelişi güzel yayın çalışmalarında reel uygulamalı çalışmalar ön plana çıkmalıdır. Uygulama, teori, ve endüstri işbirliği kriterleri mühendislik dallarında bütünleşmelidir.

- Öğretim üyeleri yabancı yayınlar kadar Türkçe sözlü ders kitapları, mesleki kitaplar ve yayınlar çıkartmaları teşvik edilmelidir. Profesörlük atamaları için mesleki yayın kitapları ( en az bir tane) şartı getirilmelidir.

Kaynak : http://www.doktortr.net/forum/index.php?topic=19755

CERN bilim adamları Türkiye’de

CERN bilim adamları Türkiye’de

‘Yüzyılın Deneyi’nde yer alanların da aralarında bulunduğu 600 bilim adamı bugün İstanbul’da bir araya geliyor. EGEE Konferansı’na katılacak olan bilim adamları deneyden elde edilen veriler ve e-bilim de dahil olmak üzere pek çok konuyu tartışacak.

İSTANBUL - Avrupa Birliği 7. Çerçeve Program Projesi kapsamında her yıl farklı bir ülkede düzenlenen EGEE Konferansı bu yıl EGEE’ 08 (Enabling Grids for E-sciencE / E-Bilim için Grid Etkinliği) adıyla 22-26 Eylül 2008 tarihlerinde İstanbul’da, Harbiye Askeri Müzesi’nde düzenleniyor. Konferansa katılan 600 bilim adamı arasında CERN’deki LHC deneyinde yer alanlar da bulunuyor. EGEE kapsamında oluşturulan küresel bilgisayar ağı (Grid Sistemi) sayesinde, CERN’deki Yüzyılın Deneyi’nde elde edilen veriler, ‘internetin ötesi’ diye adlandırılan Grid sitemini kullanan Türk bilim adamlarının da hizmetine sunuluyor.

CERN BİLİM ADAMLARI İSTANBUL’DA
Avrupa Birliği 7. Çerçeve Program Projesi’nde her yıl düzenlenen EGEE Konferansı bu yıl 22-26 Eylül tarihleri arasında İstanbul’da düzenleniyor. Habiye Askeri Müzesi’nin ev sahipliğini yaptığı toplantılara 600’den fazla bilim adamı katılıyor. Yüzyılın Deneyi’nin başlamasının hemen ardından başlayacak olan konferansta, LHC Deneyi ile ilgili özel oturumlar düzenlenecek. Katılımcılar arasında CERN’den birçok isme rastlamak mümkün. Oluşturulan program komitesinin başkanlığını CERN’de görev yapan Erwin Laure yapıyor. Komite içinde yer alan CERN’ün önde gelen bilim adamlarından bazıları da, Maite Barroso Lopez, France Couchoux, Kristina Gunne, Bob Jones, Olivier Keeble ve sarah Purcell Nolan. Komitede iki Türk bilim adamı da bulunuyor; Bilkent Üniversitesi’nden Prof. Dr. Cevdet Aykanat ve ULAKBİM’den (Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi) Onur Temizsoylu.

Kaynak : http://www.doktortr.net/forum/index.php?topic=20130.0

23 Eylül 2008 Salı

Azrail'in güzelliği - Bir doktorun hikayesi

Ben, 40 yillik bir kanser uzmani olarak, maddeyi asan, sayisiz olayla karsilastim ve bunlari, o olaya sahit olanlarla birlikte belgeleyerek, ozel bir arsiv yaptim. Bunlardan 1976 yilinda yasanmis bir olayi size nakletmek istiyorum.

Kanser hastanesinde bashekimken, Serap adinda genc bir hanim hastam vardi. Bu hastam gogus kanserine yakalanmis ve tedavi icin yurt disina gitmek istemesine ragmen, bazi formaliteler sebebiyle o imkani bulamamisti.

Serap’i ozel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altina aldim. Ve kisa bir sure sonra da iyilestigini gordum. Ancak, Serap'in da butun diger kanserliler gibi ilk 5 yillik sureyi cok dikkatli gecirmesi gerekiyordu.

Bir is kadini olan Serap, 4 yil kadar sonra bir ihale icin Izmir'e gitmek istedi. Kis aylarinda oldugumuz icin ucakla gitmesi sartiyla kabul ettim. Maalesef, bilet bulamamis ve benden habersiz bindigi otobusun kaza gecirmesi uzerine, 6 saat kadar mahsur kalmis.

Donusunden kisa bir sure sonra kanser, kemik ve akcigerine yayildi. Serap, bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yuruyemez hale gelirken, hastaligin akcigerdeki tezahuru sebebiyle de devamli olarak oksijen cihazi kullaniyor ve soyledigi her kelimeden sonra, agzini o cihaza yapistirarak nefes almak zorunda kaliyordu.

Evine gittigim gun, yine guclukle konusarak :

“Doktor bey” dedi. “Ben size...darginim.”

“Nicin?” diye sordum.

“Siz... Dindar bir insanmissiniz. Nicin bana da, Allah'i, olumu, ahireti anlatmiyorsunuz?”

Dini inanclarinin cok zayif oldugunu bildigim icin bu teklifi karsisinda oldukca sasirdim. Onu uzmemeye calisarak :

“Doktora ulasmak kolaydir” dedim. “Parayi bastirdin mi, istedigine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi icin gonulden istek duymalisin...”

Konusmaya mecali olmadigindan, “Ben o istegi duyuyorum” manasinda basini salladi.

Artik umitsiz bir tibbi tedavinin yani sira, ebedi hayatin ve saadetin recetesi olan iman derslerimiz baslamis ve dersler “hizlandirilmali ogretime” donmustu. Anlattigim iman hakikatlerini butun ruhuyla mezcediyor ve arada bir soru soruyordu.

Vefatina bir hafta kala,

“Doktor bey” dedi. “Ben olurken ne soylemeliyim?”

“Kelime-i Sehadeti soylemelisin.”

O, haliyle tebessum ederek yine basini salladi.

Cok istirabi oldugu icin, Serap'a surekli morfin yapiyor ve onu uyutmaya calisiyorduk. Ben, bir is seyahati sebebiyle bir muddet ziyaretine gidemedim. Donusumde annesi telefon ederek :

“Serap, bir haftadir morfin yaptirmiyor.” dedi. “Sabahlara kadar inliyor ve cok istirap cekiyor…”

Hemen eve gittim ve igne yaptirmamasinin sebebini sordum. Aldigim cevabi hala unutamiyor ve hatirladikca urperiyorum.

“Ya morfinin tesiriyle olume uykuda yakalanir ve son nefeste? “La ilahe ill” diyemezsem?”

Iste Serap, boyle bir hanimdi. Bu arada benden istihareye yatmami ve eger bir kac gun daha omru varsa, son gunu uyanik kalacak sekilde morfin yaptirilmasini rica etti.

Ben hic adetim olmadigi halde Cuma gunune rastlayan o gece, istihareye yattim ve Serap'in acizligi hurmetine Allah’a sigindim, sali gunune kadar yasayacagina dair isaret hissettim. Ertesi gun ona :

“Hic korkma!” dedim. “Igneyi vurdurabilirsin.”

Ve Serap bir veda niteligi tasiyan bu gorusmemizde son sorusunu da sordu :

“Doktor bey... Azrail bana nasil gorunecek?”

“Kizim” dedim. “O bir melek degil mi? Hic merak etme, olumun sana insa guzel gorunecektir.”

Sali gunu Serap'in agirlastigi haberini alinca hemen eve gittim. Ancak vefatina yetisememistim. Ailesi tam manasiyla perisandi. Sadece kendisine uzun muddet bakan dindar bir hanim akrabasi ayaktaydi ve beni gorunce yanima gelerek :

“Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz once bir mucize yasandi!” dedi.

Ve devam etti :

“…Serap, bir saat kadar once oksijen cihazini atti ve "yataktan kalkmasi imkansiz" denmesine ragmen kalkarak abdest aldi, iki rekat namaz kildi. Butun ev halki hayretten donup kaldik. Ve kelime-i sehadet getirerek vefat etmeden biraz once de:

“Doktor beye soyleyin” dedi.

Azrail, onun soylediginden de guzelmis!.

Kaynak : http://www.doktortr.net/forum/index.php?topic=11665.0

Doktorlar hediye almalı mı?

Doktorlar hediye almalı mı?

İşte bir doktorun aldığı hediyelerle ilgili itirafları: "Doktorlar kadar çok hediye alan başka meslek mensubu var mıdır, bilemiyorum? Hastanede olsun, muayenehanede olsun hemen her gün mutlaka bir veya birkaç hediye alırım"

Doktorlar hediye almalı mı?

Doktorlar kadar çok hediye alan başka meslek mensubu var mıdır, bilemiyorum? Hastanede olsun, muayenehanede olsun hemen her gün mutlaka bir veya birkaç hediye alırım. Eve elim boş geldiğim gün yoktur desem, inanın abartmış olmam. Bunların bazılarının gerçekten bir şükran duygusu ile ve gönülden koparak getirildiğini hissedersiniz, ama rüşvet için ya da daha değişik amaçlarla getirilen veya bir türlü getirilemeyen hediyeler de vardır.

KÖYDEN GELEN HEDİYELER
Bize en çok hediyeyi köylerde oturan hastalarımız getirir. Yumurta, süt, yoğurt, mevsimine göre çeşitli meyve, yemiş ve sebzeler bu masum hediyelerin başında gelir. Kesilmiş tavuk ya da siyah naylon torba içinde balık getirenler de olur, nadiren canlı hayvan getirenler de.

Bir gün bir hastam koltuğunun altında gazete kağıdına sarılı büyük bir paketle odama girdi. 'Doktor bey, size köyden ufak bir hediyem var, kabul eder misiniz? dedi. 'Nedir o getirdiğin' dedim. 'Hindi' dedi. Yılbaşı yakındı ve eşim de o gece için hindi pişirmeyi düşünüyordu. 'Tamam, çok makbule geçer. Götür yukarıda servisteki buzdolabına koy, ben eve giderken alırım' dedim. Ama, baktım adamın hareketlendiği yok ve bir şeyler söylemek istiyor söyleyemiyor. 'Ama, bu buzdolabına girmez' dedi sonunda mahcup mahcup. 'A, nedenmiş o' diye soracakken tam, gazete kağıtları haşırdadı ve kucağındaki paketten kocaman bir hindi fırlayıp kaçmaya başladı.

VİSKİ, SİGARA, ÇİKOLATA, BAKLAVA
Bize gelen hediyeler içinde sigara ve içkiler de önemli yer tutar. Evi hediye gelen içki ve sigaralarla küçük bir tekel bayisine dönmüş pek çok doktor vardır.

En çok aldığım hediye içki 'free shop' yazılı naylon torbalarda getirilen viskidir ve bunların da %90' ı Red Label Johny Walker' dır. Tekirdağ' dan gelen hastalarımın klasik hediyesi ise gazete kağıdına sarılmış 70'lik Tekirdağ rakısıdır. Sigaraların favorisi de Marlboro kartonlarıdır.

Baklava, çikolata, yaş ve kuru pasta da en çok aldığımız hediyelerdendir. Genel olarak bu tür hediyeler eve götürülmez, hastanede doktorlar, hemşireler ve personel arasında kısa zamanda tüketilir.

BİR TÜRLÜ GETİRİLEMEYEN HEDİYELER
Bazı hastalar kendilerine iyi bakılması, ilgi gösterilmesi için hediye getirecekmiş havasına girerler. Bizim için en sinir bozucu davranış budur. Bunlar bir gün gelip 'Doktor bey, kaç numara gömlek giyiyorsunuz ?' diye sorarlar, ertesi gün 'Gömleğiniz ne renk olsun? diye karşınıza çıkarlar, sonra da 'Gömleğiniz düz mü olsun, çizgili mi? derler, ama sonuçta size hediye falan gelmez. Hastaneden ayrılırlarken 'Gömleğiniz hazır, eşim paketi evde unutmuş, yarın size bırakırız' cinsinden sözler duyarsınız, ama ne gelen olur ne hediye getiren.

Gerçekten içinden geldiği için hediye getiren kişi size katiyen böyle sorular sormaz. Bunların hediyelerinin şık bir paketi ve içinde de mutlaka değiştirme kartı vardır.

RÜŞVET HEDİYE
Bazı hastalar bir takım ayrıcalıklar elde etmek için hediye getirirler. Mesela, hasta olmadığı halde rapor almak için kapınızı çalanların ellerinde raporun süresiyle değeri ve büyüklüğü artan bir hediye paketi mutlaka vardır. Bunlar önce sizi sanki özlemiş de ziyaretinize gelmiş gibi davranırlar. Sizi ne kadar sevdiklerinden, size ne kadar şükran borçlu olduklarından söz ederler, hediye paketini masanızın üzerine koyduktan sonra sadede gelip bu arada '20 güncük rapora' ihtiyaçları olduğunu fısıldarlar.

Hastanede yattıkları odayı veya yatağı beğenmeyip değiştirmek isteyenler, işlerinin bir an önce yapılmasını arzulayanlar da duruma uygun bir paketle bu amaçlarına daha kolay erişirler.

EN GÜZEL HEDİYE
Biz doktorlar için en güzel hediye, hastaların gözlerindeki memnuniyet pırıltısı ve o şükran duygusudur. İnanın ki, bu pırıltının yerini hiçbir hediye asla alamaz. Benim sevgili hastalarımdan getirmelerini beklediğim tek hediye de budur.

Dr.Ahmet Rasim KÜÇÜKUSTA / Güneş

Doktor hastasından ne ister?

Doktor hastasından ne ister?

Hep birlikte “Para ister.. Para ister...” dediğinizi duyar gibiyim. İşitmemiş olayım...

Bence bir doktor hastasından;

1.Tavsiyelerine uymasını, “En azından bu yönde çaba göstermesini” ister. Hasta, kendi sağlığına en az doktoru kadar özen göstermelidir. Bir yandan “Merdiven ve yokuşta nefesim tıkanıyor..” diye şikayet edip arkasından “Doktorcum, bana sigarayı bırak deme ne dersen de...” diye ilave ederseniz olmaz...

Yüksek tansiyonu olan kilolu bir hastanız “zayıflama” önerinize karşın bir sonraki kontrolüne bırakın zayıflamayı iki kilo da almış olarak gelirse doktoru olarak ne yaparsınız? “Kemik erimesinin en iyi ilacı yürüyüştür, lütfen her gün yarım saat yürümeye çalışın.” dediğiniz hastanızın kızı, annesinin son üç ayda bir kez bile yürüyüşe çıkmadığını söylerse ne düşünürsünüz?



2. İlaçların, önerildiği gibi kullanılmasını ister. Doktorunuza ilacınızla ilgili aklınıza gelen her şeyi; etkisini, yan tesirlerini, aç mı tok mu alacağınızı, diğer ilaçlarınızla bir etkileşimi olup olmayacağını sorup düşüncelerinizi onunla tartışın ama sonunda doktorunuz verdiği ilaçları, onun söylediği şekilde alın..



3.Hastaların ilaçları sormadan bırakmamasını ister. Bu oldukça sık karşılaştığımız bir sorundur. Uzun süreli tedavilerde (özellikle antidepresan ilaç alanlar) tedaviyi kendileri sonlandırıp “Doktor bey, kendimi iyi hissedince ilacı bıraktım..”derler. İlaçlarınızı, ne olursa olsun doktorunuza danışmadan bırakmayın.



4.Kendi başına veya komşunun önerisi ile ilaç almamasını ister. “Neriman hanımın tansiyon ilacı çok iyi gelmiş, acaba bende ondan alsam mı?”

sorusunu az duymadım dersem yalan olur.. Neriman hanım yerine doktorunuza inanmanızı öneririm.

5.Acil durumlar dışında gece aranmamak ister. Gece 02 de çalan telefonla uyanıp “ Kapı komşumun karnı ağrıyor, ne ilaç verelim?” diye bir soru ile karşılaşan doktorun karnında başlayan ağrının sabaha kadar geçmeyeceğinden emin olabilirsiniz. Hele daha önce bir iki telefona daha cevap vermiş ise...

6.Eski tetkiklerini düzgün bir şekilde saklayıp kendisine getirmesini ister. “Doktor bey geçen hafta bir elektro çektirmiştim, dur bakayım nereye koymuşum..” diyip çantanızın uçsuz bucaksız derinliklerinde bitmeyen bir arama kurtarma çalışmasına girerseniz muayene vaktinizi boş yere ziyan etmiş olursunuz. Eski tetkiklerinizin içindeki lüzumsuz faturaları, randevu kağıtlarını ayıklayın; doktorunuzun önüne koyduğunuz belgelerin içinde sadece size ait laboratuar ve tetkik neticeleri olduğundan emin olun. Böylece şekerinizi çok yüksek görüp telaşlandığında “Babamın tetkiki yanlışlıkla buraya karışmış..”demek zorunda kalmazsınız.



7.Eski röntgen filmlerinizi atmayın. Neden bilmem, Türk kadınlarının evdeki eski röntgen filmlerine karşı bir antipatisi vardır.

“Eski akciğer filminiz var mı?” Sorusuna aldığım en sık cevap: “Gardırobun üzerinde duruyordu, taşınırken attık...” şeklindedir. Halbuki eski röntgen filmleri, yeni çekilenlerle kıyaslanarak sizi pek çok gereksiz tektik ve masraftan kurtarır.



9.Kullandığı ilaçların kutularını yanında getirmesini (veya ismini bilmesini) ister.. Doktorunuz “Tansiyon için hangi ilacı alıyorsunuz?” diye sorduğunda; on dakika düşündükten sonra telefonla evdeki eşinize sorup, eşiniz de bir 10 dakika arayıp ilacı komodinin gözünde bulamayınca ona dönüp “Kırmızı küçük bir haptı..” derseniz zavallı doktorunuz o an felç geçirebilir. Unutmayın, doktorların, hapların renginden ve büyüklüğünden ismini bilme gibi bir becerisi yoktur.



10.Mümkün olduğunca temiz gelinmesini ister. Bu konuda hepimizin hemfikir olduğundan eminim..


11.Sabır ister.

İlaçlar her zaman istenildiği kadar çabuk tesir etmeyebilir ve bazılarının ilk günlerde azımsanmayacak kadar çok yan etkileri görülebilir...


www.doktoramca.com adresinden alınmıştır

Pratisyen doktora güvenmeyenler

Pratisyen doktora güvenmeyenler

# kendi kendine kendisi cok onemli olan bir insan davrani$i. aslinda bir tur $ovdur. "- her $ekilde super doktorlara ula$abilecek saygin bir ki$iyim, bunyem de o derece degerlidir..." tribidir. adam nezle olsa, bir profesor'e muayene olmazsa rahat etmez.
"- off, gecen halisaha macinda, bilegimi burktum, neyse rontgen cektirdik bakti doktor, yokmu$ kirik cikik bi$ey..."
"- ooo, bir uzmana gosterseydin, gorememi$tir acildeki pratisyen." veya;
"- ooo, onu bir hocaya (prof. veya doc.) gostermek lazim haci." gibi konu$malar yapar bu tipler.
halbuki bilmezler ki docenti profesoru, basit vakalardaki tani ve konsultasyon yeteneklerini cogu kez kaybetmi$lerdir. en cok onlar sallarlar basit vakalarda... alma adamin vaktini, ihtiyaci olan gorunsun, git i$te yazacak bir augmentin, bir assist, bir topifitz gececek nezle pratisyen arkada$lar...

delikan76, 24.06.2002 16:35

# türkiye'ye özgü bir durumdur.ben çapa acilinde profesor isteyen bu saatte profesor bulamazsın amca denince kimler var diye sorup stajer,uzman,asistan,pratisyen doktor arasından pratisyeni seçen de gördüm gerçi.
bilmeyenler için sıralama stajer,pratisyen,asistan,uzman diye gider.ayrıca

(bkz: hollanda saglik sistemi)
(fortuitus, 16.08.2008 20:46)

# okeyde dikkat etmezseniz taş çalan pratisyen bir arkadaşım var ki tam olarak bu tanıma uymaktadır. kendisine hiç güvenmem. taşları sürekli takip etmek gerekir.

bireysel olan bu durumu geçip mesleki yönden ele alıyorsak, pratisyenlerle ilgili iki durum mevcuttur.
1- tek doktor olduğu durumlar.
ister güvenin, ister güvenmeyin, o an ulaşabileceğiniz hipokrat yemini etmiş tek kişidir. bulunduğunuz yer itibariyle bir tıp fakültesinden diploma almış ve içinde bulunduğunuz sağlık sorununa bilinçli olarak yaklaşabilecek tek insandır. tıpta uzmanlık sınavında umduğu oranda başarılı olamamıştır. ancak bu problemi çözmek için ciddi çaba harcar ve bulabildiği zamanları kullanır. kendisi ile bu şart altında karşılaşmış iseniz, o hekimden beklenen elindeki kaynakları kullanarak size doğru tanı koyması ve reçete ile çözülebilecek bir sorun ise reçetenizi yazması, daha ileri tetkik ve tedavi gerekiyor ise sizi ilgili yere yönlendirmesidir.

2- triaj hekimi olduğu durumlar.
kural olmamakla birlikte şehirlerdeki acil servislerde sizi karşılayan hekimler bu gruba girer. bir üniversite hastanesinde ise intern olarak adlandırılan altıncı sınıf tıp fakültesi öğrencisi ile de karşılaşabilirsiniz. bu arkadaşlar da tıpta uzmanlık sınavı için ciddi çaba harcar ve bulabildiği zamanları kullanır. bu durumda karşılaştığınız pratisyen hekim, sorununuzu dinleyerek sizi ilgili dalın uzmanına aktaracaktır. bundan önce birkaç tetkikinizi isteyebilir. tetkik sonuçlarınızı değerlendirebilir. sorun, örneğin, bir üst solunum yolu iltihabı ise tedavinizi de düzenleyebilir. daha ciddi hallerde ise ilgili dalın uzmanına sizi aktaracaktır. bulunduğu binada bir cerrah varken hiçbir pratisyen hekimin karın ağrısı ile gelen hastada son sözü söyleyen kişi olmak isteyebileceğini tahmin etmiyorum.

burada her kademedeki hekim ile tanısal ya da tedavisel manada sorunlar yaşayan ve bu sorunlarını dile getiren çok sayıda sözlük yazarı olduğuna eminim. bunlardan birisi de benim. ancak tanı / tedavi zincirinde bir pratisyen hekim ile tıp fakültesi dekanının yerleri birbirinden farklılık arz eder. bir pratisyene ön kabullenme ile güvenmemek veya bir dalın profesörüne körü körüne güvenmek sonuçta bir sıkıntı yaşamanıza neden olabilir. ikisinin de sağlık sistemi içinde ayrı yerleri ve görevleri olduğunu bilerek olaya yaklaşmak en doğrusudur.

(inversion recovery, 16.08.2008 21:38)

Doktorların aslında demek istedikleri

Doktorların aslında demek istedikleri

  1. özellikle hasta yakınlarına kritik durum raporu verecek doktorun son dakika imanında gözlemlenir.

    "allahtan umut kesilmez."
    meali: yaşayacağını zannetmiyorum.

    "bir de muayenehanemde bakalım yarın"
    meali: çocuğun okul taksidi yaklaşıyor.
    (cagrika, 24.05.2005 09:00)
  2. "biz elimizden geleni yaptık"
    meali : yaşayacağını zannetmiyorum
    (naksidil, 24.05.2005 09:27)
  3. "sende gilbert sendromu var..."
    meali: yaşayacaksın ama ona yaşamak denildiğini zannetmiyorum.
    (tamath, 24.05.2005 09:36)
  4. ameliyatla bir şansı olabilir
    meali : yaşayacağını zannetmiyorum
    (naksidil, 24.05.2005 09:38)
  5. "maalesef kendisini kaybettik"
    meali : yaşayacağını zannetmiyorum
    (cagrika, 24.05.2005 09:40)
  6. -doktor bey kolum kırıldı galiba
    -evet kırıkmış
    -hemen su testleri yaptırın(akş,tit,bun)
    (meali:performans toplantısı yaklaşıyor aman aman...)
    (hopbala, 24.05.2005 09:43)
  7. -yaşayacağını zannetmiyorum..
    -açık konuşun doktor ne demek oluyor bu??
    -?!!
    (alwayssleepy, 24.05.2005 09:58)
  8. (bkz: asks)
    (bkz: isks)
    (damien, 24.05.2005 18:39)
  9. disipliniyle nam salmış bi okulun giriş sınavları,yanyana 300 kadar er kişi...

    "soyunun"
    meali : soyunun
    iç ses : tamam,bunu biliyorum

    "soyunun lan!"
    meali : evet,donlar da çıkacak
    iç ses : geldik artık,çıkaracaz mecbur

    "boy sırasına olun"
    meali : boy sırası olun
    iç ses : boy derken?? hayır don çıktı, bi kavram karmaşası olmasın??

    "başlar dik"
    meali : öndekinin göte bakılmayacak!
    iç ses : baş? dik? boy?? allahım sen soktun sen çıkar yarabbim...

    "içeri girin tek tek"
    meali : burda kalabalıksınız,içerde 5 doktoruz, biz güçlüyüz!
    iç ses : isabet oldu tek tek oluşu, bu kadar erkek teni yanyana,hazetmiyorum ben pek, kımıldamaya ürküyo insan sıcak sıcak değivericek diye

    ***içeri girilir, 5 kişilik doktor heyeti karşı koltukta, er kişi ayakta***

    "arkanı dön"
    meali : popondan söz ediyoruz,evet
    iç ses : popomdan söz ediyolar,evet

    "yerden sabun alır gibi yap"
    meali : domal
    iç ses : aha valla domaldım

    "yanaklarını ayır"
    meali : basur muayenesi başlıyor
    iç ses : yanak? bi tuhaflık var ama??

    "ayırsana olum yanaklarını"
    meali : salak mıdır nedir?
    iç ses : pek lan siz istediniz

    *** er kişi ellerini gayet sakin gözlerinin,burnunun,kaşlarının v.b. nin bulunduğu, yıllardır yanaklarının ikamet ettiği yer olduğundan son derece emin olduğu suratına götürür. iki elini iki yanağına koyar, makas alma hareketiyle kavrayarak iki yana ayırır. suratta hem ortamın ve hareketin tuhaflığından hem de yanakların ayrılmasından ötürü bi joker ifadesi oluşur***

    "naapıyon olum sen?"
    meali : yok kesin salak bu
    iç ses : naapıyom lan ben? naapıyom? e yanakları ayırdım işte

    ***doktor koltuktan kalkıp olay mahalline yaklaşır,durumu net olarak kavrar***

    "hahahaha o yanaklarını değil olum, alt yanaklarını"
    meali : popondan söz ediyoruz evet,loblarından
    iç ses : alt yanaklar?? ahaha lan desenize abicim baştan götünü ayır diye, yanak diyosunuz insanın aklına türlü türlü şey geliyo. korktum ben de aha valla ağzıma da vericekler diye ahahah...

    çok aşırı önemli bir not : basur muayenesi kesinlikle ve kesinlikle sadece gözle, temas olmaksızın yapılmaktaydı,lütfen mesaj atarken olsun,yarın bigün karşılaşırsak olsun bu gerçeği göz önünden kati suretle ayırmayalım...yanakları ayıralım,bunu ayırmayalım...

    hadi bi de yerle ilgili ipucu,bonus olsun :

    "muayene bitti,gidebilirsin. saat 7'de yemekhanede film gösterimi var"
    meali : top gun oynatıcaz gene,gaza gelin diye
    iç ses : top gun oynatcaklar gene,neyse göte bişey yapmadılar ya,izleriz artık...
    (depeyi, 24.05.2005 18:50)
  10. doktor deyişi:"yok valla tıp eğitimi aslında sanıldığı kadar zor değil, insanlar fazla önyargılı"

    meali: ben çoktan kafayı yemişim gelmiş bana ne soruyolar... alıcan neşteri... neyssııı...
    (blackstar, 24.05.2005 21:38)
  11. allah kurtarsın
    (bocek sukru, 31.05.2005 17:03)
  12. aslında çok kucuk bir operasyonla bunu hallederiz.

    meali: zengin kerkenez seniiii, alıvereyim bir kucuk parcanı da gor gununu. benim adım operator değil paramator. her operasyonda parayı basarım.
    (allahkahrbela, 31.05.2005 17:07 ~ 17:18)
  13. "filmde sol ayaginda sorun cikti biraz dinlen gecer "
    anlami: "sol ayaginda sorun var ama sag ayagin sapasaglam. sol ayagin evde kalip dinlenebilir ama sen digeriyle ise gidebilirsin o kadarda berbat görunmuyorsun yani "
    (sabahmavisi, 31.05.2005 17:35)
  14. ameliyattan önce;
    +bilmem gereken bişeyler varsa lütfen söyleyin,ona göre hazırlıycam kendimi.
    -korkacak bişey yok uyandıgında sadece bi hortum * olucak akcigerinde hepsi bu.
    ameliyattan sonra;
    +aman allahım bu ne ya bişey batıyoooo
    -hmmm tamam bagırma dogur yere takmışım demek ki.
    anlamı;eee ben sana baştan söylemiştim hortum takılı olucak diye ama sen pek ciddiye almamışsın beni yada kandırmışsın kendini.daha dur bakalım daha dur,o akciger acılana kadar da batmaya devam edicek.o elindeki topları nefesinle havaya kaldıracaksın bagırmakla vakit kaybediyorsun.inlemelerinin bir faydası yok zira batar öyle.kendimide bir kez daha tebrik ediyorum sayende.
    (cevrimici, 31.05.2005 18:12)
  15. eks oldu derken:
    - nalları dikti, aman bozuntuya vermeyin demek isterler.
    ya da
    - biz konuşuyorum ama bu zavallı insancıklar anlamıyorlar, biz kendi üst kültürümüzde mutlu mutlu debeleniyoruz demek isterler.
    (lost in smoke, 16.06.2005 17:46)
  16. "maalesef kendisini kaybettik"
    meali: ben demiştim...
    (forrestgump, 10.08.2005 15:59)
  17. mamografik ve ultrasonografik tanı sonuçlarına bakarak merak ve korku içerisindeki hastaya dokuz karış suratla direkt;

    - yaş kaçtı?
    - 25.
    - hıımm. neden bu kadar erken???

    meali: profesyonellikten ve hasta psikolojisinden zerre anlamam. tek bildiğim: bitmişsin kızım sen...
    (nunuca, 10.08.2005 16:14 ~ 21:37)
  18. tahminimce kucukken yasadigim bir olaydan oturu igne fobim var. kolumdan vurulabiliyorum, ama kalcadan asla. kac yasima geldim hala doktora gitmekten de cocuk gibi korkarim. yasim 15-16 idi. bogazim indi, annemle hastaneye gittik.

    -onemli bir sey yok, dinleneceksin. 3 gun rapor yaziyorum. sunlar ilaclar. 5 tane de igne vuruldun mu...
    -hayir hayir, ben igne vurulmuyorum, ilac verin lutfen.
    (annem kas goz yapmaya basladi sacmalama diye)
    -ne demek vurulmuyorum, prensiplerine mi aykiri? yaziyorum igne.
    (mumkun degil vurulmam, bu kez ben anneme kas goz yapiyorum engel ol diye, istemsizce gozlerim doldu)
    -ee sey, ya kizim biraz korkuyor da (biraz?), antibiyotikle gecmez mi acaba?
    -ne korkmasi yahu kocaman kiz olmu... aa agliyor musun sen? (duraksar) sen evin en kucuk cocugusun galiba?

    meali: ne kadar simariksin.

    hayatim boyu boyle hakaret yemedim sanirim.
    (m g, 21.04.2008 18:15 ~ 18:33)
  19. stresten olabilir.
    meali: valla o kadar muayene ettim, test yaptirdim, emar cektirdim hala beceremedim bir teshis koymayi. sen git biraz hava al, gecmezse gene bakariz artik.
    (blacksmoke, 21.04.2008 18:46)
  20. stresten olabilir.
    meali: valla o kadar muayene ettim, test yaptırdım, mri gördüm, bir şey göremedim. belki de bir skim olmayan nevrotik histerik bir vakasın. ben de tanrı değilim, sihirli kürem yok her şeyi göreyim bileyim. şimdi tribüncü recep bey'in bana bağladığı 3499 hasta ile daha uğraşmalıyım, sonra akşam yorgun argın eve gidip muslukları tamir edeceğim, boya badanaya girişeceğim, daha vakit kalırsa 10 dakika da eşimle ilgileneceğim. sabah da erkenden kalkıp 1400 ytl tutarındaki maaşı çekip kredi kartlarına yatıracağım. şimdi siktir, kaybol, yallah.
    (yuri, 21.04.2008 18:51)